Arabayla Ege Turu (Ayvalık - Kuşadası)

Gün 1 (25.06.2011)
Amacımız arabayla Ayvalıktan Kuşadasına kadar her yeri gezmekti...
Sabah 08:00 gibi İstanbul dan yola çıktık.. Susurlukta tavsiye üzerine YASA tesislerinde mola verdik. Çiğ börek ve susurluk ayranını mutlaka tadın. Balıkesirden ayvalık yoluna derken Burhaniye’ye ulaştığımızda saat 14 civarıydı. Burhaniye Ören de plaja gidip denizin sihtahını yapalım dedik.. Bagajda, plaj şemsiyemiz ve sedirlerimiz hazır. 

Burhaniye
Ören - Kumsal güzel, deniz serin..
Deniz serin kumsal güzel, kabin, duş vs mevcut..
Biraz deniz biraz uyuklama sonrası, ver elini Sarımsaklı. 
Kalacak yeri (Şenocak motel, klima,tv,balkon,kahvaltı) halledip gün batımını izlemek için, ayvalık-sarımsaklı arasında ki  Şeytan Sofrasına çıktık.

Şeytan Sofrasında manzara müthiş..
Geldiğimizde otoparkta zor yer buldum, dönerken bir benim arabam kalmıştı :) 
(Şeytan sofrasında bir restoran-cafe de bulunuyor)
Ayvalık ta tostumuzu(hakkaten burada başkaymış, nerde yedik hatırlamıyorum ama bi esnafa sorup, en iyi dediği yere gitmiştik) yedik ve Cunda adasına geçtik, sakızlı lokum, sakızlı dondurma, incik boncuk tezgahlarını dolaşmaca vs.. Adaya giden yol çok hoştu :)
 İlk günü sanki 5 günmüş gibi yaşamanın verdiği mutluluk ve yorgunlukla motelimize döndük.. 

               Gün 2             

Kahvaltı sonrası, Sarımsaklının övülen plajında denize girdik, kumsal güzel, deniz pırıl pırıl.. Ama su buz gibi :D Tmm Edremit Körfezi biraz serin olur filan da, serin değil buz gibi mübarek.. Neyseki zaman herşeyin ilacı.. Günü sarmısaklıda geçirdik, motel ve sarımsaklı hoşumuza gittiği için bir gece daha burda kaldık.. (ne kadar sıkıcı :)


               Gün 3             



Sığındığım gölgelikten Asklepionun bu kadarı gözüküyor :)
Ertesi sabah kahvaltıdan sonra sarımsaklı’ya veda edip Dikili’yi geçip Bergama’ya ulaştık.. 
Benim gibi tarihe ilgi duyanların gezmekten büyük keyif alacağı iki güzel antik kent var burada, Asklepion ve Pergamon.. 

Sevcanın minik yılanı farkederek bi anda ortadan kaybolmasından hemen öncesi :)
Biz önce dünyanın ilk sağlık kenti olarak geçen Asklepion'a gittik. Hızlı bir tur sonrası, antik kentin girişinde Çam balı ve Dağ kekiği satan amcadan balımızı ve kekiğimizi de alıp, yüksek bir tepede heybetli bir görüntü sergileyen Pergamon'a geçtik. 

Pergamon dan
Merkezden teleferikle de geçiliyormuş, hep alamana hizmet. Burdan Zeus sunağını çalıp götürdükleri için Bergama ya ilgileri yoğun..



Asklepion neysede Pergamon gerçekten çok etkileyici, mutlaka görülmeli. Antik kentin her yerini didik didik gezdik,  Bergama ve Bergama barajının manzarası antik kenti daha da özel kılıyor.

 Bergama şehir merkezinde birde bazilika var görebileceğiniz(Kızıl Avlu), biz tadilat nedeniyle pek gezemedik.. 




Aliağadan geçip foçaya sürdüm lakin eskiyle yeniyi karıştırınca kendimizi Yenifoça da bulduk :) Yenifoça yolunun manzarası yol kenarında kısa bir molayı hak eder cinstendi, öyle de yaptık. (resimler kötü çıkmış amma)

Kızıl Avlu
Yenifoça küçük şirin bir beldeye benziyordu, içinden şöyle bir geçip üniversiteden arkadaşımın köyüne, Gerenköy’e doğru döndük. Sağolsunlar sofrayı kurmuş bizi bekliyorlardı.


Foça sahilde dolaşmaca.. - Volkan Şipal
Akşam Volkan'ın rehberliğinde Foça’ya(Eski) gittik, biraz dolaşıp bir çay bahçesinde oturduk, Volkan'ım bacağını kırmış ama sağolsun yine de eşlik etti bize.. Foça nın güzelliğini bir akşam gezmesinde olabildiği kadar gördük, gönlümüzden bir parça da burda bıraktık..


                 Gün 4              



Kadife Kaleden İzmir Manzarası
Ertesi sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Gerenköy’e ve arkadaşıma veda edip yola koyulduk. Menemen’i geçip Karşıyaka sahilden doğru İzmir’e girdik. İzmir kordon da çayımızı içip biraz yürüyüşten ve saat kulesi önünde çekilen resimlerden(ki olmazsa olmazıdır izmir ziyaretinin:) sonra Kadifekale'ye çıktık. 


İstanbul dan giden için İzmir kordonmuş, sahilmiş sıradan kalıyor ancak Kadifekale'nin manzarası etkiledi beni.  Kadifekale ye çıktığımızda bütün İzmir ayaklarımızın altındaydı, manzara müthiş, surların üzerinden tüm İzmir’i görebiliyorsunuz.  


Kadike kale, kale tarafı, pek bişey yok bu tarafta yani.

Konaktaki Smyrna(İzmir'in antik adı) Antik Kentine geçip hızlı bir tur attık, gerek de yokmuş ama bu kahverengi tabelaların cazibesi yok mu, görmesen aklın kalır.. Çeşme ye doğru devam..


Kendimi resimden kırpınca kalan.. Smyrna
Urla nın pidesi meşurmuş, biz pideyi yedik ama sanırım bizi de yediler :) Urla meydanda ki avm den abur-cubur ikmalimizi de yaptıktan sonra, bi taksici bulup “dayı burda nereleri gezebiliriz” diye klasik sorumu yönelttim. Karantina adasını görün, başkada bişey yok zaten dedi, bu Klazomenai(antik kenti) ne tarafta oluyo dedim, o ney lann dedi..
Yolu çok seksi ama adada bişey yok, yarısı kapalı yarısı devlet hastanesi.. Şimdi düşünüyorum da hastane için ilginç bi konum doğrusu ama vardır heralde bi sebebi..
Ilıca da kısa bir deniz sefası sonrası Dalyan’a gidip şöyle bi göz attık, lüks balık restorantları, güzel rakı balık ortamları var.. Ama tabi arabayı sürecek 3. şoför lazım :) 

Tekrar Çeşmeye geçtiğimizde saat 21 gibiydi, Sahilde yediğimiz kumru da tıpkı ayvalık tostu gibi şanını hak ediyordu.. Çeşme Kalesini dışarıdan da olsa görmüş olduk ve çarşısında biraz gezdikten sonra Çeşme’yi geride bırakıp Alaçatı’ya geçtik. 

Alaçatı da bi yer
Alaçatı, Çeşme’ye göre çok daha hareketli, şirin, sıcacık geldi bize ama konaklama sorunu çıktı. Otel, pansiyon vs. neredeyse hepsi doluydu,  boş bulduklarımız da rezil yerler olmalarına rağmen kişi başı 100 TL gibi fiyatlar verdiler. Alaçatı mistik, büyülü atmosferi, hoş mekanlarıyla kazındı gönlüme...
Çeşme, izmir otobanı emrime amade..
Saat 02:00 gibi birazda zaruretle Alaçatıdan ayrıldık, sevcan arabada uyuyalım dediyse de benim hedefim direk Kuşadasına varmaktı ama Seferihisar’a varınca uyku ağır basmaya başladı, GPS de Sığacık’ı gördüm ve o tarafa sürdüm, Sığacık Polis Amirliğinin önüne arabayı park edip(cam filmi çok işe yarıyor) tatlı rüyalara daldım, sevcan çoktan uyumuştu zaten.


                  Gün 5               




Sabah kalktığımızda kendimizi çok şirin bir belde de bulduk : Sığacık
 http://mekan360.com/360fx_sigacikkalesiizmir-izmir-seferihisar.html Hayatımın en güzel menemen’ini burada yedim. Sırrı dağ kekiğinde saklıymış, bir de her şey organik tabi..


Cafe sahibinden gezilip görülecek yer bilgisi alıp Sığacık Plajına.. Güzel bir plaj karşılıyor sizi, belediye ahşap şezlonglar koymuş, duş, wc, kabinler tertemiz..  




Pırıl pırıl deniz keyfinden sonra sahilde bir iki saat kestirdik. Duşumuzu alıp yollara koyulduk yine, ama Teos tabelası ilgimi çekti, yine o kahverengi tabela :) 



Çakıllı ve kıvrımlı bir yoldan Teos antik kentine indik, ancak ziyarete kapalıydı ve pek görülecek bir şey de yok gibidi. O bozuk yoldan geri Sığacık’a döndük, ordan Seferihisar'a ve tekrar Kuşadası yoluna.. 
 Özdere’yi geçtikten sonra virajlı yollar da manzara şükela..


Kuşadası – Selçuk yol ayrımından Efes Antik kentini gezmek üzere Selçuk yoluna yöneldik ve Efes’e vardık.  Celsus kütüphanesi, Hadrian tapınağı, Kuretler caddesi, Büyük tiyatro hepsi harika. Her köşesini her noktasını gezdim antik kentin, o sütunlara dokunmak, burada yaşamış insanlara dair izler bulmak, o basamaklarda oturup o günleri hayal etmek gerçekten çok keyifli. 



Efes’in her yerini gezip bitirdiğimizde kapanmak üzereydi ve son çıkanlar biz olduk.. Otoparkın ortasında bi başına kalmış arabamıza atlayıp Kuşadası yoluna döndük. Kuşadası girişinde yüksekten Kuşadası manzarası çok hoş, burada biraz duraklayıp manzarayı seyrettik. 


Kuşadasına girer girmez kalacak kelepir bi yer bulduk. Odamızda klima yok(sinbo vantilatör var:) ancak duşumuz, havuzumuz (kullanmayacak olsakta), kahvaltımız fiyata dahil. 

Çarşıya gidip nerde ne yesek derken sahildeki Burger King çarpıyor gözümüze ve whopper menüleri mideye indiriyoruz. 


Yine arabayla genel bir turdan sonra, çarşı oldukça kalabalık ve hareketli. Birbirinden renkli mekanlardan birinde oturup bir şeyler içtik, barlar sokağına şöyle bir göz atıp çılgınca eğlenen turistlerin arasından geçip(ruhumu onların arasında bırakarak :) saat 23 gibi otele döndük. Motelde eğlence bekliyormuş bizi, Motelin girişinde Captain's House  diye mekan varmış.. harika sesli bi bayanı dinliyoruz önce, ardından sahneyi (sonradan tanıştığımız) Kadir Say alıyor. Sesi gerçekten çok iyi ve eğlendirmeyi biliyor.


                Gün 6               



Kahvaltı sonrası, nerede sorumuza “kadınlar denizinde” cevabını alıyor ve denize girmek için Kadınlar Denizine yöneliyoruz. Kumsal güzel olduğu kadar da kalabalık, hatta tıkış pıkış görünüyor. Bekarlar için güzel ortam olsa da :) biz daha sakin (aile yeri) ortam arıyoruz. Grand Blue Sky otelin arka taraflarında güzel küçük koylar olduğunu öğreniyoruz. Anadolu Otelcilik ve Turizm Lisesinin işlettiği mavi bayraklı koy tam bize göre. Dik bir yamaçta olması sebebiyle sahilden yukarı doğru teraslar var.


Sahildeki çığlıklardan ve kumlardan uzakta 1-2 saat kestirdik. Karnımız acıktığında Liseye ait küçük işletmenin kıllık olsun diye menüdeki köfte, hamburger vs yi yapmadığını yalnızca tost yaptığını öğrendik. Havlularımızı şezlonglarda bırakıp (çünkü para verdik :) kadınlar denizi sahilinde öğle yemeğimizi yedikten sonra tekrar koyumuza geldik.


Biraz deniz, biraz uyku, bol güneş, sessizlik, huzur dolu bir ortam. Akşama doğru Kuş adasında biraz alışveriş ve Güvercin adasın da gün batımı.

Güvercin adası
 Ada da, kaleyi şöyle bir turlayıp gün batımını izlemek için adanın batı ucunda herkes gibi bizde yerimizi alıyor ve gün batımının romantizmine kapılıyoruz.

Ben çekene kadar güneş batmış :)
Önceki gecenin keyifli ortamına erkenden dahil olmak üzere motele dönüp Kadir’in parçalarına bildiğimiz kadar eşlik de ederek eğlendik.. 
Bu gece son filan çaldı, tatil bitti hüznü çöktü üzerimize..
  
                     Gün 7                       


Kuşadasından sonraki ilk durağımız Efes yakınlarında ki Yedi Uyuyanlar, gördüğümüz 5-6 tane oyuk ama hediyelik eşya satıcılarında güzel parçalar var. Mermer tozundan yapılma Celsus kütüphanesi ve Hadrian Tapınağı aldım, mermer tozu olayı önemli, alçılar çok dandik.





Meryem Ana Evinin yolu oldukça manzaralı ama yukarıda ağaçlardan manzara görülemiyor, şöyle bi dolaşıp çıktık. Selçuk’a geri dönüp Efes müzesini gezdik. 


Selçuk kalesi eteklerindeki, St john's klisesi ve bazilikası, gerçekten görülesi bir ortam, buram buram tarih kokuyor. Bütün heybetiyle uzaktan bizi selamlayan Selçuk kalesine giriş olmadığını öğrendik ve uzaktan bakmakla yetindik. 

St. John's
  Bazilikanın hemen yanıbaşındaki İsa Bey Camiini de görmeden ayrılmıyoruz elbette. Camii yıllara ve depremlere inat hala ihtişamını koruyor. Yakındaki Artemis tapınağına da giderek, tapınaktan geri kalanlara (yada kalamayanlara) baktık.


Selçuk’a dönüp, pazardan bol bol organik(öyle umuyoruz) meyve sebze alıp düştük yollara.. İzmir üzerinden Manisa’ya giderken bir yandan da Manisa’da nereleri gezebiliriz diye araştırdık. Manisa da kısa bir turun ardından Spil dağı eteklerindeki ağlayan kayaya(Niobe) giderek birkaç fotoğraf çekdik ve buradaki kaynak suyundan şifa niyetine diyerek içmeyi ihmal etmedik. 

Niobe’nin biraz ilerisinde yol kenarındaki çay bahçelerinden birinde Manisa manzarası eşliğinde birşeyler atıştırıp yola koyulduk. Manisa dan mesir macunu ve mesir macunlu çifte kavrulmuş lokum (özellikle tavsiye ediyorum) falan aldık. Susurluk’a vardığımızda saat 23:00 civarıydı, yine YASA da durup susurluk ayranıyla çiğ böreği götürdük. Tabi ayranı içince de şarzım bitti. Orhangazi de yeşiller içinde şirin bir park alanı bulup(öyle her yerde de uyumam:) kestirdim biraz. Sabahın ilk ışıklarıyla tekrar İstanbul yoluna koyulduk...